ABDÜLKERiM DURMAZ

                              


                              

                                 ABDÜLKERİM DURMAZ

13-9-1960 yılında Karagümrük'te doğdu. 

Evli bir çocuk babasıdır.
Futbola çocuk yaşlarda Karagümrük altyapısında başladı.
Hocası Osman Odman ve yıl 1975. Karagümrük genç ve amatör takımdayken birçok kez şampiyonluk ve kupa kazandılar.
A takımda ilk maçı 1978 senesinde Tarsus idmanyurdu maçı ile oldu.
1982-1983 sezonunda 1.lige çıkan Karagümrük takımının en etkili ve 16 golle gol kralı futbolcusu idi.
1984-1985 sezonunda Fenerbahçe'ye transfer oldu.
Sonra Ankaragücü,Sakaryaspor,Zeytinburnu,Güngören'de oynadı.
Tekrar 1993-1994 sezonunda Karagümrük'e döndü ve burada futbolu bıraktı.

Defalarca genç milli, 6 kez ümit milli, 11 kez A milli oldu.
Karagümrük'te teknik direktörlük yaptı.
2001-2002 sezonunda şampiyonluk yaşadı.

                      KARAGÜMRÜK GENÇ TAKIMI

                     üstteki resim  oturanlar soldan ikinci 1976





                       


            

               

1987-1988 Fenerbahce Kadrosu

 

1987-1988 Fenerbahçe kadrosu

1986-1987 Fenerbahce Kadrosu

1986-1987 Fenerbahçe kadrosu
(Abdülkerim Durmaz, Jivan Lukovcan, Dusan Pesiç, Önder Çakar, Müjdat Yetkiner, Şenol Çorlu, İsmail Kartal, Sedat Karaoğul ..

18 Eylul 1985 Bordeaux - Fenerbahce

18 Eylül 1985'deki 3-2'lik Bordeaux zaferi


                               

Fenerbahçe'nin Karagümrüklü kabadayı futbolcusu Abdülkerim anılarını Taha Dağlı'ya anlattı. Bir dönemin en haylaz futbolcusu içki şişesini fırlatıp namaza başladığını söyledi.


-Fenerbahçe’ye ne zaman transfer oldunuz?
“1984 yılında Karagümrükspor’da oynarken Fenerbahçe’den 10 milyon liralık bir transfer teklifi geldi. Fenerbahçe Başkanı Fikret Arıcan ile görüştük ve anlaştık. O dönem iyi bir semtten daire fiyatı 8 milyon liraydı. Ben de Şişli’den bir ev aldım geriye de 2 milyon kalmıştı. Yani bir daire fiyatına Fenerbahçe’de oynamıştım. O transferi bugün gerçekleştirsem kazandığım bir transfer ücreti ile Karagümrük’ün yarısını satın alırdım.”

-Çok alemci olduğunuz söylenir, 80li yıllarda gece hayatı nasıldı, nerelerde eğlenirdiniz?
“Ben gezmeyi çok seven bir futbolcuydum, gece hayatım meşhurdu. Bağdat Caddesi, Moda, Tarabya’ya giderdim 1980li yıllarda tavernalar çok ünlüydü Tarabya’daki tavernaların bir numaralı müdavimiydim, gece kulüpleri ve diskoları da ihmal etmezdim. Sergen gibi bir futbolcuydum. Zaten ben futbolumdan ziyade gece hayatım ve kavgalarımla ön plandaydım.”

-Karagümlü olmak Fenerbahçe’de futbol oynamanızı nasıl etkiledi?
“Ben 24 yıl Karagümrük’te yaşadıktan sonra Fenerbahçe’ye transfer oldum bunun sonucu olarak da yaşantım da değişiklikler oldu. Türkiye’de bir Karagümrük gerçeği var, Karagümrük kabadayı yapısı olan bir semt burada doğup büyüyen her gençte olduğu gibi bende de kabadayılık ruhu vardı. Bu ruh futboluma da yanısıdı, seyirciye, rakibe, hakeme hatta kendi yöneticime bile sert tavırlar sergilerdim. Zaten bu huyum yüzünden futboldan erken koptum.”

-Kaç maçta bir cezalı duruma düşerdiniz?
“Sahada çok hırçın bir oyuncuydum, tekme atar, el kol hareketi yapar, küfür ederdim,bir sezonda ortalama 2-3 maçta bir cezalı olur oynamazdım. Özellikle çok fazla sarı kart görürdüm. Şu da bir gerçek ki Fenerbahçe forması ile yaptığım bu yaramazlıkları bir Anadolu takımında yapsaydım öyle cezalar alırdım ki bazı sezonları futbol oynamadan geçirirdim çünkü Fenerbahçe formasının hakemler üzerinde bir ağırlığı var.”

-Bir de tesbihiniz var, sahaya da tesbihle çıktığınız söylenir bu doğru mu?
“Karagümrüklü her genç gibi benim de elimden tesbih düşmezdi. Sahaya tespihle çıkamazdım ama antrenmana gelirken tesbihim elimden eksik olmazdı. Maç sonraları da alırdım tesbihimi gece kulüplerinde eğlenirken bile çekerdim.”

-Sahada bir sniper gibi rakiplerinize tekme atmak için fırsat kolladığınız söyleniyor?
“Maç içinde rakibe çok dalaşırdım, Karagümrüklü ruhum nedeni ile bazı futbolculara kafayı takardım, maç içinde hırsımı alamadığım zamanlar bazı rakip arkadaşları maç sonrası bulup, rahatsız etmişliğimizi olmuştur.”

-Her kabadayı geçinen güçlü değildir, gücünüzü nereden alıyordunuz?
“Gücüm semtinden geliyor. Ben Karagümrük’te çok sevilen biriyim o zaman futbolcu kardeşleriydim şimdi ağabeyleriyim. Biri canımı sıksa Karagümrük’te en az 3-5 bin kişinin de canı sıkılır, onlar da ağabeylerinin canı sıkıldı diye ortalığı ayağa kaldırırır. Bu Karagümrük ve benzer semtlerin bir özelliğidir. Suadiye’de yaşayan birinin ne kadar sevilirse sevilsin bir kavgada arkasından kaç kişi gelir. Ben futbol oynarken biri bana yanlış yaptığı zaman arkamdan yüzlerce kişi gelirdi. Maçta tribünde de özel taraftarım olurdu. Futbolu bıraktıktan sonra Karagümrük’te teknik direktörlük yaptım, ortalama seyirci 5 binken benim maçlarıma 10 bin kişi gelmeye başladı.”

-Her gece mi aleme çıkardınız?
“Maç sonları muhakkak gece alemi yapardık, onun haricinde haftada iki ya da 3 gün daha çıkardık.”

-Futbolcu olmanıza rağmen alkol de çok kullanıyordunuz öyle değil mi?
“E herhalde su içerek gezilmez ki tabi alkol alıyorduk zaten gece aleminde içkisiz olmaz alemin ilk şartı içmektir.”

-Bordo maçının primini 2 gecede yemişsiniz.
“Yok iki gece değil de bir haftada yedim. O zaman Avrupa Kupasında büyük bir zafer yaşamıştık. İyi prim vermişlerdi. Bazı arkadaşlar sıfır 131 Murat otomobiller yeni çıkmıştı ondan almışlardı yani bir sıfır araba parası prim vermişlerdi. Ben bütün mahalleyi aleme götürmüştüm o parayla, bir haftada da bitirmişik primi.”

-Gece hayatınızda mahalle arkadaşlarınızla mı takılıyordunuz?
“Karagümrük’te doğup büyüdüğüm arkadaşlarım, onlardan ayrılamazdım, zaten ben gündüz antrenman bittikten sonra direk Karagümrük’e gelirdim, kahvede okey oynardım akşam olunca da arkadaşlarla içmeye falan giderdik. Tabi takımdan da arkadaşlarımla sürekli gezerdim. İki grupla da ayrı takılırdım.”

-Takımdan partnerleniz kimlerdi?
“Kaleci Yaşar, Arif, Metin Tekin, Selçuk Yula, Erdoğan abi (Arıca), Rıdvan. Rıdvan o zaman ilk eşi ile evliydi. Yenge Rıdvan’ı fazla dışarı çıkarmazdı, ben zorla izin alırdım, bana güvenirdi, gece saat 01.00’de Rıdvan’ı evine bırakır ben tekrar çıkardım.”

-Şu meşhur İngiltere maçı var, Wembley’de oynanan ve 5-0 yenildiğimiz. Bu maçın komik anıları çok konuşuluyor siz de o anıların bir numaralı kahramanısınız. Neler yaşandı o maçta?
“Efsane gibi dilden dile dolaşıyor yıllardır, futbol anıları böyledir işte, bir şey yaparsınız arkasından başka şeyler eklenir. Ben Wembley’e ayak basan ilk Türk futbolcusu olacağım diye bir espri yapmıştım. O da maçtan bir gün önce Wembley Stadında antrenman yapacaktık, takım otobüsü stada yaklaşık 100 metre mesafedeyken ben otobüsten atladım koşarak stada girdim ve ‘Wembleye ayak basan ilk Türk ben oldum’ diye bağırdım. Düşünsenize hareket halindeki bir otobüsten atlayan bir futbolcu komik bir durumdu hatta teknik direktörümüz Coşkun Özarı’nın da çok hoşuna gitmişti.”

-Maçta da takım arkadaşınıza Lineker’i gördün mü diye bir sorunuz varmış.
“Bu olay da çok konuşuldu, ama aslı öyle değil, ben şimdi size bunun doğrusunu anlatayım. Maç başlamıştı durum 2-0 olmuştu adamlar sürekli saldırıyor biz de ha bire gol yiyorduk. Ben Lineker ile Raşit Çetiner de Hataley ile adam adama oynuyorduk. Bir korner esnasında Raşit abi yanıma gelip, ‘nerede benim adam ya’ dedi, ben kendi adamımın peşine düşmüşüm, kendi derdimdeyim dedim ki ‘arka taraflara bir yere gitti’ sonra bizim ceza sahasında gol yerken hepimiz gülmeye başladık. Düşünsenize sanki sokakta Ahmet’i sorar gibi, nerde bu Hataley yahu dedi ben de valla şimdi buradan geçti ama ben meşguldum tam göremedim’ dedim komik bir olaydı.”

-Maç sonrası da bir şeyler olmuş galiba.
“5-0 yenilmiştik maç sonrası soyunma odasına bir girdik, havuz var, sauna var, köşede küçük bir mutfak var, orada da kravatlı bir adam çay falan yapıyordu, ben bunların hepsinden faydalandım çünkü o zamanlar biz İnönü Stadında duş bile alamıyorduk çoğu zaman Wembley’deki lüksü görünce hayret etmiştik.”

-Az kalsın unutuyordum bir de İngiliz Kraliyet ailesinin seromonisi vardı. Orada neler yaşandı?
“Orası için geleneksel bir olaymış. Wembley onların milli stadı olduğu için Kraliyet ailesinin öyle bir töreni oluyormuş biz nereden bilelim, bir baktık işte belki de o Londra’nın düşesleri, dük, baron onlar da bir takım böyle sıfatlar var ya yaşlı yaşlı böyle tarih öncesinden kalmış insanlar gibi geliyorlar, fraglar, mraglar giymişler, iki takım oyuncuları diziliyoruz, tek tek başarı dileyip, tokalaşıp, şeref tribününe çıkıyorlar. O bana operaya gitmişiz gibi gelmişti. O kıyafetler, garip garip yaşlı kadınlar, bilmem ne dükü diyor, bilmem ne baronesi diyor falan, film gibiydi, bunlar ne lan demiştik.”

-Maçın komiklikleri 5-0’ın acısını unutturdu herhalde?
“Ya tabi üzülüyor insan yenilince ama adamlar güçlü takımdı bizdeki imkanlar ise çok kısıtlıydı. O dönem İngilizlerle 3 maç yaptık, ikisini 8-0 birini de 5-0 kaybettik, ben sadece 5-0’lık maçta oynadım diğerlerinde sakattım, hayırlı bir sakatlıkmış. He bak benim oymadığım maçlarda 8 yedik, ben oynayınca 5 yedik, bu benim iyi oyuncu olduğumu gösterir, 3 gol fark ettiriyorum.”

-Sizde bayağa anı var galiba?
“Ben maçın içinde rahat durmayan, macera arayan, seyirciyle, hakemle dalaşan biriydim, bi düşünsem 5 bin tane anı bulurum. Mesela Rıza’nın (Çalımbay) kaç tane anısı vardır ki, o idmandan eve, evden idmana giden biriydi. Bunu onu kötülemek için söylemiyorum ama onun anıları olsa olsa ‘sağdan orta geldi, soldan gol oldu’ falan diye olur. Rıza bizimle hiç dışarı çıkmazdı, hatta bazı ortamlarda bizi görünce korkar kaçardı, biz onu çok uğraştık gece dışırı çıkarmaya ‘bak oğlum dışarıda da bir hayat var, böyle harap etme kendini’ diye ama dinletemedik.”

-Öyle çalışkan arkadaşlarınızı tiye mi alıyordunuz?
“O tabi dalga geçerdik.”

-Şimdi ne yapıyorsunuz. Rıza Çalımbay Beşiktaş’ta teknik direktörlük yaptı. Siz ne iş yapıyorsunuz?
“Ben de teknik direktörlük yapıyorum. Şu an 2. Lig B Kategorisi takımlarından Kahramanmaraşspor’u çalıştırıyorum. Daha önce Güngörenspor, Karagümrükspor ve Kasımpaşaspor’u 3. ligde şampiyon yapıp, 2. lige çıkardım.”

-Yaşantınız da değişmiş sanırım, gece alemlerini falan bırakmışsınız diye duyduk.
“Evet 1996 yılına kadar yedim, içtim, gezdim, eğlendim daha sonra 96’da bir gece evde içerken içki şişesini atıp, bir daha içmeyeceğim dedim, Allah’a şükür içmedim de bıraktım. Öyle ak sakallı dede falan da gelmedi ama kendim biraz akıllı bir adamım, nasıl yaşıyorum bu hayatın bir de sonu var diye düşündüm sonra Allah hidayet verdi de kurtuldum. Namaza başladım, artık antrenmandan, camiye, camiden, eve gidip geliyorum.”

Futbolculuk dönemlerinizde hiç dinle alakanız yok muydu?
“Yoktu tabi öyle bir ihtiyaç da hissetmiyordum, namazla niyazla bir ilgim yoktu, oruç tutardım ama, he bir son dönemlerde ara sıra camiye giderdim akşam namazlarına. Gerçi akşam namazından çıktıktan sonra arkadaşlarla içmeye giderdik.”

-180 derece dönüş yaşadınız öyle mi?
“Valla 180 az gelir, 360 de, 550 de. Herkes şaşırdı, beni tanıyan herkes Abdülkerim nasıl namaza başlar dedi. Ama ben Allaha şükürler olsun günahlarımdan tövbe ettim, Kuranı Kerim okudum, namaza başladım, içkiyi bıraktım sadece içmemekle kalmadım, içilen yerlere de gitmeme kararı aldım. Örneğin şimdi ne kahveye gidiyorum, kumar oynanır diye, ne de içkili bir düğüne. En yakın dostumun düğününde içki olsa ona da gitmiyorum. Ben İslami yaşamın dışındaki bir hayatı reddediyorum ve İslama göre yaşamaya gayret ediyorum.”

 
KARAGÜMRÜK
 











DR ÖMER SAMUR






NECDET GÜNEŞ



Reklam
 
KARAGÜMRÜK
 
 
Bugün 5 ziyaretçi (25 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=