KADRi AYTAÇ
Kadri Aytaç
 
(1931-28 Mart 2003), Kadri  Aytaç (1931 -  .... )
Türk futbolcu ve teknik direktör. 

  

Futbola, 1944'te Beyoğluspor'da başladı.1951'de Galatasaray'a transfer oldu,Daha sonra Karagümrük, Fenerbahçe ve Mersin İdman Yurdu takımlarının da formasını giydi.Futbol yaşamı boyunca Galatasaray formasıyla 1963'de ve Fenerbahçe ile 1961'de lig şampiyonluğunu yaşadı.38 kez Ordu Milli, 26 kez A Milli oldu.Karagümrük'te formasıyla 25 Şubat 1959'da oynanan Karagümrük - Vefa maçında kullandığı penaltıyla Süper Lig tarihindeki ilk penaltı vuruşunu kullanan oyuncu olarak tarihe geçti.

1967'de antrenör futbolcu olarak transfer olduğu Mersin İdman Yurdu'nda 1970 yılında faal futbolu bıraktı.Çalıştırıcı olarak görev aldığı ikinici lig takımlarını birinci lige çıkarmasıya ün kazandı.Çalıştırdığı takımlar arasından 1967'de Mersin İdman Yurdu, 1975'te Orduspor, 1983'te Gençlerbirliği ve 1995'te İstanbulspor'u Süper Lig'e çıkardı, bu takımlar dışında Tirespor, Rizespor,Kayserispor, Ankaragücü ve Karşıyaka'yı çalıştırdı.


Kadri Aytaç

Galatasaray'ın ve Türk futbolunun unutulmaz yıldızlarından Kadri Aytaç dün gece hayatını kaybetti. Aytaç'ın vefatı bütün spor camiasını üzüntüye boğdu

G.SARAY'IN acı günü. Sarı-Kırmızılı takımın efsanevi futbolcularından Kadri Aytaç dün akşam 72 yaşında vefat etti. Galatasaray'a uzun yıllar hizmet veren ve 50'nin üzerinde Milli Takım formasını giyen Kadri Aytaç 5 yıldır yakalandığı Alzheimer hastalığıyla mücadele ediyordu

1931 yılında İstanbul'da doğan Aytaç, 1944'te Beyoğlu'nda futbola başladı, 1951'de G.Saray'a transfer oldu. Aytaç, F.Bahçe, K.Gümrük ve Mersin formalarını da giydi. Aytaç'ın cenazesi, yarın Şişli Camii'nde öğleyin kılınacak cenaze namazının ardından Feriköy Mezarlığı'na
defnedilecek.

Kadri  Aytaç (1931 -  .... )


Bir milli maç öncesinde Kadri Aytaç’ı hatırlamak

Şimdilerde aranan model şudur: Tekniği iyi olacak, çok koşacak ve sahanın her yerinde ihtiyaca göre bulunacak; gerekli olduğu zaman defansif veya ofansif çabalar harcayacak, topu iyi kullanıp iyi taşıyacak, sakatlanmadan ve olay çıkarmadan dikilmeyi bilecek, dengeli bir fizik ve moral kondisyon beraberliği içinde istikrar gösterecek; unvan ve görev tercihi ile değil, kaabiliyetleriyle, özellikleriyle ve emeğiyle bir orkestra şefi gibi takımını yönlendirecek, vesaire vesaire!   

Böyle bir adam olur mu? Olmaz tabii. Ama geçmişte bir müstesna adamın şahsında böyle bir fevkalâdelik yaşanmıştı ve o şahsın adı Kadri Aytaç’tı!

 

Hiç mübalağa etmiyorum. Nice başarılı orta saha oyuncuları gelip geçmiş. Kadri Aytaç hepsinden biraz fazla idi. Belli açılardan geçen olmuştur, bütünlük açısından geçebilen yoktur. Teknik kapasitesi yüksek olanın genellikle fiziki mücadele tarafı eksik olur, mücadele gücü yüksek olanın teknik becerisi geride kalır; ve aslında her olumlu özellik, madalyonun öbür yüzünde bir zaafa tekabül eder. Mesela Sergen bile, “sırtı, rakip kaleye dönük olarak oynayamam; yerim forvet değil, forvetin yakın gerisi” diyebiliyor. Oğuz da öyleydi; üstelik, pas isabeti çok yüksek olmakla beraber, gol vuruşu bakımından zayıftı... Bu böyle gider. Eskilerden Suat Mamat, Can Bartu, Lefter; daha sonra, Sanlı, Ayhan Elmastaşoğlu, Okan... Hiçbiri, “bütünlük” açısından, bir orta saha (ileri ortasaha) oyuncusu olarak Kadri Aytaç’la kıyaslanamaz. Nostaljiyle alakası yok; aynı şeyi, Suat Mamat, Can Bartu, Yusuf Tuna gibi sanatkâr oyuncular için niçin söylemiyorum? Santrfor olarak Metin Oktay, oyun kurucu olarak Kadri Aytaç, komple bir model tipidir.

 

Transferi yankı uyandırdı

 

Evvelce düzeltmiştim, yine aynı şeyi yazıyorlar. Kadri Aytaç 1958’de Karagümrük’e giderken, bir milyon (!) lira değil, 50 bin lira transfer ücreti almıştı. Bir milyona o tarihte bütün Galatasaray oyuncuları transfer edilebilirdi! 1958’de bir milyonu bir arada kim görmüş? Haldun Taner bir yazısında bu olaya temas etmiş ve “48 bin lira” diye zikretmişti. Bu civarda olduğunu, Karagümrüklülerden biliyorum. Ama o da bir “ilk”ti ve çok yüksek bulunuyordu.

 

Kadri gittiği zaman, herkes “Metin artık eskisi gibi oynayamaz” diyordu. Aslında haklı bir endişeydi bu. Ama, bir sıkıntı doğmuş olmasına rağmen, beklendiği gibi de olmadı. GS o tarihlerde çok zengin bir kadroya sahipti ve Metin Oktay çok imkânlı bir santrfordu... Kadri ise, neredeyse Karagümrük’ü şampiyon yapacaktı! Ve Karagümrüklüler bunu ters yönüyle Kadri’den bildiler; “GS maçında o topu kasten gol yapmadı ve eliyle vurdu. Gönlü râzı olmadı. Kopamadı Galatasaray’dan.” dediler. Bu meseleyi kendisine soran oldu mu, bilmiyorum; fakat Karagümrüklülerin ittifakla bir görüşte olduğunu biliyorum. Yanlış hatırlamıyorsam, “Târık, Zekâi, Turan, Kadri, Aydın” şeklinde bir forveti vardı Karagümrük'ün. Fakat Kadri, başlıbaşına bir takım gibiydi. Lige yeni gelen bir takımı üçüncü yapmak başarısı, “Şampiyonluğu engelledi!” yakıştırmasının gölgesinde kalmıştı ve bu büyük bir haksızlıktı. Karagümrük'ün amigosu “gardrop Fuat”tan dinlemiştim: “Bir gün bağırıp çağırarak bu işi anlatıyordum. Yakındaymış. Hemen yanıma gelip (Bir şeyler konuşuyorsun galiba. Yüzüme konuş!) demesin mi? Korktum doğrusu. Kabadayılığı da varmış. Sevdim!”

 

“Sen bize geldin, Metin artık oynayamaz. Senin (al da at!) türünden paslarınla gol atıyordu o. Öyle değil mi?” diye sormuşlar. Verdiği cevap şu: “Metin oynayamayacak olsaydı ben gelmezdim. Bu, bir. Şimdi de, yapacağımız karşılaşmalarda en çok ondan çekiniyorum; bu da iki.” Öyle de oldu. Karagümrük, kısa süren birinci lig misafirliğinde, Fenerbahçe’yi de Beşiktaş’ı da yendi, fakat GS’yi hiç yenemedi.

 

Tam bir savaşçıydı

 

Bir yabancı futbol yazarı, ortasahanın en etkili adamını “aşiret reisi” olarak niteliyormuş. Kaptan değil; kaptanlık başka bir iş ve en güzel örneği Turgay Şeren, Önder de değil; onun örneği de Metin Oktay. Aşiret reisi, pratik ve sürekli cerbezenin, her dilden konuşan her türlü ihtiyacı karşılamak durumunda olan kavgacısıdır; yani Kadri Aytaç’tır! Doğan Koloğlu, “gol olan topu koşarak kaleden alıp santraya dikmek onun alışkanlığıydı, işiydi” diyor. İşte ona “efelenme, dikilme, (biz de atarız be!) motivasyonu” adı verilir. Bu hal, zayıf fiziğine rağmen, biraz Rıdvan’da vardı. Halen hiçbir takımın oyuncusunda yok. Şimdikiler kızınca kendilerini oyundan attırıyor, “keskin sirke” misali! Kadri’nin öfkesi, tebessümüne paralel olarak artardı. Lefter’i delirtir, kendisi gülmeye devam ederdi. Arkadaşlarını değerli kılmayı, ortamı onlara elverişli hale getirmeyi amaç edinmiş bir emekçiydi. Oynatmak için oynardı ve kendisinin nasıl oynadığına pek dikkat edilmeyişini de önemsemezdi.

 

Eğer (basında yazılanlar ve) söylenenler doğruysa ve Galatasaray ona hastalığında sahip çıkmadıysa büyük bir ayıp işlenmiş demektir.

 

Havada kalmış tanımlardan sonuç çıkmaz; onları hatırlamak ve günümüzün futbol diline örnekleyerek tercüme etmek gerekir, tanımların bir eğitici gerçeklik kazanabilmesi için. Millilerin Kadri Aytaç’ı hatırlaması ve düşünmesi, özel bir zaman noktasında yapılacak İngiltere maçı için yine “özel” bir anlam taşıyacaktır düşüncesindeyim. Aytaç’a rahmet, millilerimize başarı dilerken; muhtemel sonucu farklı bir duygusallıkla yorumlayabileceğimizi ummak istiyorum.

01.04.2003

eski taraftarlar 

       
O altı yıl öncesinin söyleşi anları canlanıyor gözümde. Ali Sami Yen Stadyumu’nun Kapalı Tribünü’ndeki koltuklara biraz yayılarak söyledikleri yaşadıklarını sığdırıyordu bir iki kelimeye; “Hah şöyle güzel bi pozumu alın. Çok çektik cefasını şimdi de sefa sürelim biraz!” Karagümrük formasını giydiği döremlerin takımın, taraftarını anlatmıştı bir hevesle; Gardrop Fuat falan Fenerbahçe tribünlerine yazılacaklar. Gittim tribünün önüne bir işaret yaptım. Sağolsun öyle kaldılar oldukları yerde. Ciğerci Yusuf vardı. 10 lira kazanır yedi lirasını getirir kulübüne yatırırdı her gün. O Karagümrük kadrosunu sayayım bak; Taner, Göksen, Nihat, Orhan, Kadri, Fahrettin, Tarık, Zekai, Turan, ben ve Ayhan! Hepimiz birimiz! Birimiz hepimiz için!” Biraz “Üç Silahşörler” formatı ama o zamanlar dostluk, arkadaşlık, dayanışma gibi “lüzumlu lüzumsuz!!!” durumlar var kamunun hayatında. Karagümrük’ten sonraki durak Fenerbahçe. Fenerbahçe’de yine arızi durumlar var. Takımda huzur yok. Ayrılıp Galatasaray’a geçiyor Kadri. Ardından Mersin. Ama önünde hep bir hedef var; “Top oynamak. Hem de en iyisini!” Mersin Galatasaray’da kendisine karşı oluşmuş ön yargıyı unutturacak işler yapacağı bir takım. İkinci lig şampiyonu yapıyor Mersin’i. Futbol bitiyor ardından Anadolu Turu dediği teknik adamlık dönemi başlıyor.Sırasıyla Orduspor, Tirespor, Rizespor, Ankaragücü, Gençlerbirliği, Karşıyaka ve İstanbulspor takımlarını çalıştırıyor. Her birini bulundukları ligden bir üst lige taşıyor “Kurt Hoca” Babanın saçları bembeyazdı yaşamının son otuz yılında. Fotoğraflarının çoğunda yorganlarının üstüne işlediği yıldızlar gelip oturmuştu Kadri Aytaç’ın. Onun yaşamı için bir iki cümle düşmek istesem ne diyebilirim?; “Nasıl ölür bir insan? Nasıl susar bir daha hiç konuşmamacasına? Nasıl gülmez olur? Nasıl hasta olur bu kadar?”
       Hepsi için kifayetsiz şeyler söylenebilir. Birkaç hafta önce Karadenizli bir ‘Usta’ya saygı duruşu yapmıştık anıların resmi geçidinde boynumuz bükük. Galatasaray ve Aynalıçeşme, biraz Bebek-Eminönü tramvay hattı, biraz Adalar, biraz Elhamra Pasajı, çokca Beyoğlu, Kasımpaşa sonra, hepten bir fotoğraf sararmışlığı Kadri Aytaç. Son haftalara hayatın ‘yakalarımızdan kopardığı’düğmeleri saymakla uğraşıyorduk dudağımızın kenarına oturan o yaralı gülümseyişle.-Buna nostalji diyen tosunlar bu insanların yaşamöykülerini bir kez daha okusunlar-
       Gazete Pazar’ın Spor ekinde bir Babalar Günü’nde yayınlanmış söyleşimiz.( 15 Haziran 1997) O söyleşinin kenarında, o yıldızları izlemek için haftalık harçlığından vazgeçen küçük bir yatılı okul çocuğunun öyküsü de var. Başka Türlü Bir Sevda’nın nasıl bir şey olduğunu bilen “o çocuklar” için anlamlıdır bu öyküler, bu sevinçler, bu hüzünler, bu ölümler. Bütün duyguların toplamı Kadri Aytaç’ın hastalığına yenik düştüğü o gün, son yolculuğuna uğurlanırken “takım arkadaşları”nın yüreğindeydi. Kimisi bastonuna dayanmış, kimisi dalıp gitmişlerdi “Ak Saçlı Delikanlı”nın ardından.
       Böyle ölmek onlara düştü belki “Onların ardından ağlamak bize!” Kadri Aytaç, şimdi uzak ve hüzünlü bir şarkısın dilimizde; “Bu Yıl Ada Yine Sensiz!”

 

KARAGÜMRÜK
 











DR ÖMER SAMUR






NECDET GÜNEŞ



Reklam
 
KARAGÜMRÜK
 
 
Bugün 18 ziyaretçi (26 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=